Konu içerikleri
Sayı: 46 Ocak - Şubat 2010 /Bu yazı toplam 234 kez okundu
|
|
| 19. Asır Türkmen Şâiri Mollanepes / Hüdayi CAN |
|
Hüdayi CAN
Gurbandurdı GELDİYEV
18. ve 19. Asırlar, Türkmen edebiyatının altın asırları olarak kabul edilmektedir. Edebiyatın ele aldığı meseleler ve ortaya koyduğu çözümlerin muhtevası bakımından, sanat derecesi açısından ve halkla ilişkisi göz önüne alındığında bu asırlar, günümüzde de değerini korumakta, günümüz Türkmen edebiyatına örnek olan metinleriyle yaşamaya devam etmektedir.
Bu asırlarda yaşayan şâirlerin bazıları yaşadıkları devirde seyyahların, bilim adamlarının çabasıyla dünya okuyucuları tarafından tanınmaya başlamıştır. Büyük bir kısmının Türkmenistan sınırlarından çıkamamasının sebebi ise, onların şiirleri değil, bir seyyahın onların eserleriyle karşılaşmaması olmuştur, diyebiliriz. Yaşadığı zamanda ve geçtiğimiz asırlarda Türkmenistan dışında pek tanınmayan bu şâirlerimizden biri de Mollanepes’tir.
18. ve 19. asırlar, bazı açılardan benzerlik göstermekle beraber, birçok farkları da vardır. Yine de bir genelleme yaparak 19. asır Türkmen edebiyatı, 18. asrın varisidir diyebiliriz. Özellikle de Mahtumkulu’nun edebî mirası, 19. asır şâirleri için mühim bir mektep olmuştur. Söz üstadının tesîri, az ya da çok 19. asır şâirlerinin hepsinde göze çarpmaktadır. Bu tesîr, Mollanepes’te daha açık bir şekilde hissedilmektedir. Bu durumu, şâir kendisi de ‘Gönlüm’ adlı şiirinde dile getirmiştir.
19. asırda günlük hayatla ilgili meseleler edebî eserlerde daha geniş bir şekilde kendine yer bulmuş, halk yaşayışı daha derinden incelenmiş, muhteva daha da netleşmiş, ilahî düşünceler ile dünyevî fikirler eskisine göre daha bütün hâle gelmiş, halk edebiyatıyla yazılı edebiyat daha da yakınlaşmıştır.
Edebiyat araştırmacıları, Mollanepes’in 1810 yılında Türkmenistan’ın Merv şehrinde ya da Seraks Kalesi’nde doğduğunu tahmin ediyorlar. Şâirin babasının adı Kadirberdi imiş. Devrinde bölgesinin önde gelen münevverlerinden biri olduğu için isminin önüne molla lâkabını da eklemişler. Molla Kadirberdi’ye, kısaca Molla Karaş da derlermiş. Mollanepes’in, Agacık Bagşı, Ödekberdi, Hakberdi adlı kardeşleri varmış.
Mollanepes, henüz çocukken, zekâsı ve kavrama yeteneğiyle kardeşleri ve akranları arasında sivrilmiştir. Babası Kadirberdi, gelecekteki şâirin eğitim ve öğretimine özellikle dikkat etmiştir. Köy mektebinde okutulan derslerden başka, kendisi bizzat ilgilenip, Mollanepes’in dünya görüşünün olgunlaşmasına büyük katkıda bulunmuştur. O zamanlar Türkistan’daki en seçkin medreselerinin biri olarak kabul edilen Buhara medresesinde öğretimine devam edip, bir süre Özbekler arasında yaşamıştır. Şiirlerinde karşılaşılan bazı Özbekçe kelimeler bu öğrencilik sürecinin hatırasıdır.
Şâir, medreseyi tamamlayıp, memleketi Merv’e döndükten sonra, kendisini halkına adamıştır. Memleketindeki çocukların okutulması ve içinde yetiştiği sosyal çevrenin dinî hizmetlerinin yerine getirilmesi gibi hususlarla meşgul olmuştur. Esasen, şâirin adına eklenmiş ‘molla’ sıfatı onun ilmini ilgililerle paylaşmasından ileri gelmektedir. Ailesinin diğer fertlerinin isimlerine bakarak, gerçek adının, Nepesberdi olduğunu tahmin edebiliriz. Babası gibi şâirin mollalığı öne çıkmış, adının ‘bedri’ kısmının düşmesine sebep olmuştur. Şâir eserlerini ‘Mollanepes’ ve ‘Nepes’ (Nefes) adlarıyla yazmıştır.
Mollanepes, genç yaşlarda âşık olup, sevgilisi ile evlenmek bahtına ulaşan az sayıdaki klasik şâirden biridir. Şâirin, sevip, evlendiği kızın adı Bostantaç imiş. Mollanepes’in sevgi bahtiyarlığı birçok şiirlerinde ve “Zühre-Tahir” destanında edebî beyanını bulmuştur. Şâirin Bostantaç’tan, Resul ve Muhammedrahim adlı oğulları olmuştur. Muhammedrahim de şâirdir. Şâirin neslinin çoğu bugün Merv vilâyetinde yaşamaktadır.
Ömür boyu, kaba kuvvetten ve savaştan nefret edip, karşılıklı sevgi ve saygı ile yaşamayı nasihat eden Mollanepes, sonunda nefret ettiği şeyin kurbanı oluyor. O, 1861 yılında eline kılıcını alarak vatan savunmasına çıkıp, Merv Savaşı’na katılıyor. savaşta ağır yaralanan şâir, 1862 yılında da vefat ediyor.
Mollanepes, Türkmenler arasında ‘Aşk Mülkünün Şâhı’ ismiyle tanınmaktadır. O, bu lâkabı hak etmiş bir şâirdir. Çünkü eserlerinin büyük kısmı insanın tabii duygusu olan sevgiden bahsetmektedir. Diğer klasik şâirlerin aşk hakkındaki eserlerinden farklı olarak Mollanepes’in aşkı, anlattığı eserlerinde romantik ve bahtiyar sevgi yaşamaktadır. Şâir hatta Zühre ile Tahir’in aşkının da trajik sonla bitmesine razı olmamış, onları bu dünyada bahta ulaştırmayı kendi borcu saymıştır ve kaleme aldığı ‘Zühre-Tahir’ destanında hikâyeyi halk varyantlarından farklı şekilde mutlu sonla bitirmiştir.
Edebiyat araştırmacıları şâirin ‘Zühre-Tahir’ destanından başka ‘Babarövşen’ ve ‘Gülistan’ adlı destanları kaleme aldığını kaydediyorsa da bu eserler bulunup neşredilmemiştir.
Şâirin eserleri hakkında geniş sohbet etmeyi göz önünde tutmadığımız için, şiirleriyle ilgili bazı mâlumatlar vermekle yetiniyoruz; şâirin bugüne kadar toplanabilen şiirlerinin üçte ikisi halk arasında türkü olarak söylenmektedir. Bu bir. İkinci olarak şâirin ‘Zühre-Tahir’ ve ‘Babarövşen’ destanlarını düğünde dernekte destancı ozanlar baştan sona okuyup, dinleyicilerin isteklerini yerine getirmeye devam ediyorlar. Buraya kadar şahsî ve edebî kişiliği hakkında bilgi vermeye çalıştığımız Türkmen şâiri Mollanepes’in şiirlerinden bir örnek sunaray yazımıza son veriyoruz.
VAKTİDİR
Ey gönül, pendim sana merdane olsan, vaktidir,
Yanarak Hak şem’ine pervane olsan, vaktidir.
Gayr-ı Hakk’ı terk edip, bîgâne olsan, vaktidir,
Fakr hırkasın giyip, divane olsan, vaktidir,
Can çekip Cebbar’ına, canane olsan vaktidir.
Bende sen, kalk uykudan, devranın gitmezden evvel,
Göğsün üzre şom ecelin hârı bitmezden evvel,
Tut girîbânın yakaya desti yetmezden evvel,
Ejderi ağzın açıp, cismini yutmazdan evvel,
Bu kara toprak ile hem-hâne olsan, vaktidir.
Yaşın altmışa yetmiştir, civan çağlardan geçip,
Şer işe baş koyarsın, kâr-ı rahmetten kaçıp,
Kahr-ı Hak’tan korkarak, her gün gözyaşını saçıp,
Seher vakti “Hû” diye, vahdet şarabından içip,
Meşreb u Mansur gibi mestane olsan, vaktidir.
Bu cihan ra’nasının faydası yoktur canına,
Şom ecel yayın çekip, okunu atar şanına,
Hak diye bulsan kaza Allah kefildir kanına,
Gece gün hizmet kılıp, zînet verip imanına,
Devlet-i iman ile devrane olsan, vaktidir.
Ey Nefes, geçti bu ömrün, nefs için mihnet çekip,
Yahşiden yüz çevirip, gezdin yamanlara bakıp,
Kahpe dünya cilve eder, her gün göz kaşın kakıp,
Hüsn-i ciğersûzlar ile, sen de ciğer-bağrın yakıp,
Hak katında gevher-i yegane olsan, vaktidir.