Konu içerikleri
Sayı: 46 Ocak - Şubat 2010 /Bu yazı toplam 236 kez okundu
|
|
| Bursa Tektaş Pırlanta / Hasan ÇAĞLAYAN |
|
“Billûr bir avize Bursa’da zaman”
A. Hamdi Tanpınar
Dimağımda; dört mevsim, üç zaman, pek çok renk, desen ve musikiyle örülü bu şehir, aydınlıklar havzı gibidir. Üzerine yakışan ve geçmişten bu güne değişmeyen o zarif elbisesiyle, serin bir sükûnetle, kat kat gümüş şafaklar kuşanır. Bursa’ya bu aydınlığı, bu asıl ve ebedi ziyneti bahşeden bir kudret olmalı.
Bu iklimin insanı, ‘şimdi’yi geçmişten beri gelen bin bir çeşit desenle yaşar. Gündelik koşturmaların arasında bunalan her fâni, şayet, gözlerini kalbinin ve rûhunun emrine vererek bakarsa, karanlık odasına peş peşe pencereler açılır. Bursa’nın atmosferine nüfuz eden o rûhanî kokuyu ve toprağına taşına ince bir hüzün katan o gizli ney sesini işitenler, hâlen nice ilhamlar yağdığını kolaylıkla fark edebilir. Ve hâlâ pek çok yönüyle capcanlı duran bir tarih dibacesinde kendilerinin de bir desen olduğunun idrakiyle mest olurlar.
Eteğini, geçmişin sularından çıkarmayan bu özge yeni zaman şehrine uğrayanlar, nedense, iç içe geçmiş zamanlarına, hiç gece olmuyor zannı veren aydınlığına yaslanarak hüzün ve coşku arası hislerle baş başa kalıverir. Bunca edip ve şâire mesken oluşunun bir sebebi de bu mudur? Kesme taş döşeli sokaklarında, bu gün de edip ve şâirler yürüyorsa, ona ‘şiir şehri’ demekte bir mahzur olmaz. Olmaz; zira kudret eli, neredeyse hiçbir yanını noksan bırakmadan, bir şiir endamında yaratmış Bursa’yı.
Bir şehrin manevî ziynetinden sonra, en güzel ve en asil süsü, omzunu saran yeşil bir dağ ya da eteğine dolanan mavi bir deniz olsa gerek. Bunlardan mahrum yaşayan şehirlerin bir yanı daima eksik kalır. Tarihe damgasını vuran şehirlerin ortak yönlerindendir; maneviyat, dağ ve deniz üçlüsünden birine sahip olmak. Ötelerde nazla çalkanan Marmara’ya nazaran Uludağ, şehrin yanı başındadır. Bursa’yı gözetip duran bu akbaşlı fecir bekçisi, yeşil altından bir tacın berrak ve göz alıcı sorgucu gibidir. Bu dağ ve şehir, birbirine, Yaratan’ın seçkin bir armağanıdır. İkisi, tarihin parmağına talihin taktığı bir tek taş pırlantayı andırır.
Coğrafya penceresinden bakınca kocaman bir milli parka, tarih penceresinden bakınca da büyük bir külliyeye benzer bu şehir. Külliyenin müstesna bir parçası olan Ulu Cami; şadırvanından kalbe dolan ferahfeza su sesiyle, göze gönle şifa veren nefis celi hatlarıyla ve rûhu kanatlandıran mücerret Kur’an kokusuyla pek az yerde rastlanan bir rûhaniyet sunar.
İster Ulu Cami’yi merkeze alarak isterse herhangi bir noktadan başlayarak yürümeye koyulun. Her biri bir destanı hatırlatan öyle kudretli isimlerle karşılaşırsınız ki sarsılırsınız. Anadolu’da, bir başka şehirde rastlanmayan bu isimler şehrâyini, birden, çağlar öncesine alır götürür. Gümüştepe; Nilüfer, Barbaros, İncesu ve daha nicesi… Adları; mahalle, cadde ve sokaklara verilen, mübarek cihan sultanlarıyla; Geyikli Baba, Somuncu Baba, Emir Sultan gibi maneviyat uluları; Karamürsel, Konuralp, Akçakoca gibi cengâverler; Malhun Hatun, Nilüfer Hatun gibi bahar çiçekleri… Ah, şu isimler, bütün bir şehri ahenkli bir manzumeye döndürdüklerinin farkında mıdırlar?
Bursa’da gezintiye kapıldığınız sırada, baş döndüren bu berceste şahsiyetlerden biri bir köşeden karşınıza çıkar mı çıkar; kalbinizi hazır tutun buna. Dolaşmaktan yorulan bedeninizi serin bir çeşmeye götürmeyi ve koyu bir çınar gölgesinde dinlendirmeyi sakın ihmâl etmeyin. Susuz dudaklarınızı uzattığınız her bir çeşme nice şifalar sunacaktır, inanın.
Bursa’yı, birazcık olsun bilenler, etrafında ıhlamur ve kestane ağaçlarının hışırtısını, şeftali bahçelerinin tatlı esintisini duyabilir. Sinesinde, parklarla kol kola yaşayan çarşı, pazar ve dükkânların dipdiri nefesler soluduğunu görür. Kapalı Çarşı; havlucular, ipekçiler, çeyizciler, kuyumcular, attarlarıyla gülümsemekten geri durmaz. Camiler, türbeler, hamamlar ve kaplıcalar; rüzgârlı yamaçlar, cumbalı evler, balkon çiçekleri külli bir rüyanın cüzleri olarak, sevenlerini rengârenk düşlere sevk etmeye yeter.
Yitip giden ve eksilmekte olan onca güzelliğe rağmen, hâlâ alımlı ve taptaze duran bu şehrin herkeste bambaşka düşler çoğaltacağı aşikâr. Kirazlı Yayla’yı, Cumalı Kızık’ı, Apollon kelebeklerini; dönemeçli dağ yolunda Uludağ’la saklambaç oynama coşkusunu, o davetkâr bahar günlerinde şehrin bahar fotoğraflarını ve teleferikle başı karlı Uludağ’a yükselme heyecanını düşlerinizin bir kıyısına iliştirin. İliştirin ve mutlaka bir fırsatını bulup bu şehre yürüyün; rûhunuza iyi gelecektir.
Bursa’da hâlen; sırmalı, yeşil ve ipeksi bir zaman kumaşı dokunup durmakta, biliyor musunuz?