<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0">
<channel>
  <title>YAĞMUR DERGİSİ</title>
  <link>http://www.yagmurdergisi.com.tr</link>
  <description>Yeni sayıdan ilk sizin haberiniz olsun</description>
  <language>tr</language>
  <copyright>(C) 2009 yagmurdergisi.com.tr</copyright> <item>


<title>Hasbihâl</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2295&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Muhterem Yağmur okurları;

Dergimizin bu sayısı, "Şefkat"le açıyor sayfalarını. Her geçen gün, kendisine olan ihtiyacımızın arttığı bu mukaddes duygu anaforunun, en katı kalbleri yumuşattığına, en mütemerrit ruhları dize getirdiğine ve en korkunç düşmanlıkları dahi "pes" ettirdiğine temas edilen başyazımızda kini, nefreti çözecek iksirin de düşmanlığı tersyüz edecek olan silahın da şefkat olduğuna temas ediliyor.

Başyazıyı takip eden sayfalarımızı Manas Destanı üzerine yazılmış bir incelemeye ayırdık. Yazıda Manas'ın İslâmiyet'le birlikte yaşadığı değişim, örnekler ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Şefkat</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2296&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Günümüzde topyekün dünya ve hususiyle de bizim coğrafyamızdaki milletler, şimdiye kadar olanlardan çok farklı ve öncekilerle kıyas edilemeyecek ölçüde tehlikeli bir dönemeçten geçmekte. Öyle ki, her an bütün dengelerin alt-üst olması, milletlerarası muvazenenin bozulması ve bir kısım hercümerçlerin yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor. Değişik toplumlar ve bu toplumlar içinde farklı görüşteki, farklı düşüncedeki grupların hemen hepsi sürekli kinle, nefretle, öfkeyle oturup kalkıyor; akla-hayâle gelmedik ifnâ ve itlâf projeleri arkasında koşuyor. Her millet ve o milletin içindeki farklı kesimler ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Manas Destanı'nda Görülen İslâmî Unsurlar</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2297&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Sözlü kültür insanlık tarihinin ortak paydasıdır. Her toplumun geçmişten günümüze kadar yaşadığı gelişim serüveninin başlangıcında sözlü kültür yer alır. Toplumların geçmişine dair ayrıntılara sözlü kültürle ışık tutulur. Toplum fertlerinin şahsî geçmişleriyle ilgili neler düşündükleri, neler tahayyül ettikleri ve kendilerine bu geçmişten nasıl bir miras kaldığı gibi hususlara sözlü kültür aracılığıyla vakıf olmak mümkündür. 

Sözlü kültürü en iyi yansıtan örnekler, destanlardır. Destanlarda, insanların ortaya koyup geliştirdikleri inanç, ahlâk, gelenek-görenek v.s. değerleri gör ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Efendim</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2298&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Rûyâma giren nazlı nigâr oldun Efendim
Göğsümde açan gül gibi nâr oldun Efendim

Buz kesti vücûdum kara kışlarda yaşarken
Dünyâmı saran tâze bahâr oldun Efendim

Kuşlar gibi daldan dala beyhûde konardım
Ömrümdeki en doğru karâr oldun Efendim

Vazgeçti gönül yapma çiçek bahçelerinden
Rûhûmda açılmış gülizâr oldun Efendim

Sıyrıldı başım nûr ile pespâye duruştan
Hâlimdeki gül soylu vakâr oldun Efendim

Dünya da sen oldun bana ukbâ da sen oldun ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Müstear Yaşamak</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2299&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Sizlere, beğenerek ve pek çok yerini çizerek okuduğum bir romandan, "Müstear Yaşamak"tan bahsetmek istiyorum. İtiraf edeyim ki, bu kitap, son zamanlarda okuduğum en güzel eserlerden biri. Alışılagelmiş kalıplardan uzak. İşlenişi, konu seçimi, olaylara ve insanlara bakış açısı oldukça farklı. Bir solukta okunacak kadar sürükleyici ve yeniden okuma ihtiyacı hissettirecek derecede nitelikli. Eserin tamamı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplar, bir ideal uğruna, pek çok fedakârlığı sırtlanarak yurt dışına hicret eden Lokman Öğretmen'in, yeğeni Yağmur'a gönderdiği mektuplar. Bu mektuplar, Lokman için ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Muhâcir</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2300&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Güle emânet bir aziz hatıraydı
Annesinden miras aldığı yüzü
 
Ne vakit aynaya baksa 
Uzayan yollar çıkardı karşısına
Sessiz çığlıklar çoğalırdı içinde
 
İpekten yumuşak konuştuğunda
Sükût damlardı dudaklarından
 
Ne vakit hicret dense
En mukim adreslerde muhâcirdi o
Dünya gurbetinde vatana hasret
 
Hicran ki âşinâ bir dost gibidir
Çoğaltır hüznünü sevincini de
 
Ne vakit perdeyi aralasa
İki derin göz mahzun bir çehre
Titrer binlerce güvercin kalbi
  ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Hayatını Allah'a Yaklaşmaya Adayan Sıra Dışı Filozof: FERÎD KAM</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2301&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Prof. Dr. Ömer Ferîd Kam; felsefe, din ve edebiyat alanında ender yetişen değerlerden biridir. Düşüncesi, olaylara bakış açısı, kendinden önceki ve sonraki birçok düşünce adamının çizgisinden bariz farklılıkları, onu hayırla anmaya değer kılmaktadır. 

Ferîd Kam, 1864 yılında Beylerbeyi'nde doğdu. Annesi gayet dindardı. Babası ise Askerî Doktor Ahmet Muhtar Paşa'ydı. Büyük dedesinin ailesi Çankırılı Deli Kurdoğulları lâkabıyla anılırdı, anne tarafı da Molla Kuzu ailesindendi. Kendisi yeri geldikçe, bu aile isimlerine atıfta bulunarak, "Nasıl olmuş da kurt ile kuzunun bir araya ge ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Yüzüm Yok</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2302&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Gözkapaklarını araladığında, yerini garipsemenin şaşkınlığıyla etrafına bakındı. Kanepenin üzerinde uyuyup kaldığını anlayınca telâşla doğruldu. Birden boynunun acıdığını hissetti. Yüzünü buruşturarak başını birkaç kez sağa sola oynattı. Ağrılar daha da artınca vazgeçti. Kolundan destek alarak ayağa kalktı. Daha önce hiç olmadığı kadar yorgun ve uykusuz hissediyordu kendini. Gözlerini açmakta bile zorlanıyordu. Gözlerini ovuşturarak etrafını daha iyi görmeye çalıştı.  

Aklına akşamki hâli gelince kızını görmek için hemen yatak odasına geçti. Kızı Fatma arada bir dudaklarını şapı ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Susan Sokaklara</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2303&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Mehmet Erdoğan&#8217;a

Ben yürüdüm sokaklar yürümedi - sokaklar!
Söylerdiler derdimi ince yazılarıyla..
Kıvrılırdı gönlümün dili sızılarıyla;
Şimdi neden boş o taş, şiirle dolu ambar.
Sözler de uzundu dost.. ve yollar da yürünür,
Ayaklarım mı yoksa günler mi başkalaştı..
Hangi akşam kapıya böyle uzun yanaştı..
Yüzümden vedaların solgunluğu görünür.
Bir kartpostal hüznü mü artık parklar, yapraklar;
Geri dönmüş, adresi değişmiş insanlardan.
Şâirim, ah ben bile sıkıldım yalanlardan!
Bir çay söyle  ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Topraktan Gelip Çamura</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2304&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Her sene bu zamanlarda yaptığı gibi, yaşlı eşeğinin üstünde; nasırlı elinde sopası, kamburlaşmış sırtında eski ceketi, efkârlı başında yeşil külahıyla kasabanın Arnavut kaldırımı tenha sokaklarında takır tukur nal sesleri eşliğinde ilerliyordu. Damağında hâlâ, Fatma'nın tarhanasının tadı... Canı su çekince heybesinden şişesini çıkardı, kafasına dikti. Döke saça içerken, gözü ileride dağ başlarında toplanmaya başlayan kara bulutlara ilişti. "Kasım'a giidik, yağsın gaari." Eşeğin nal sesleri kasabanın dışındaki toprak yolda tıkırtısını yitirdi. "Bi an evvel vaamalı da iki kucak odunu yüklenip dö ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Aristo'dan İskender'e</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2305&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Mensur ve manzum olmak üzere kütüphanelerimizde hatırı sayılır sayıda örnekleri bulunan nasihat türündeki eserlerde, kâmil insanda olması gereken vasıflar sıralanırken muhatap umumiyetle hükümdarlardır. Hâl böyle olduğunda eserler siyasetname kılığına bürünür. Başta sultanlar ve onların gölgesindeki halk doğruluğa davet edilirken söylenenleri daha tesirli kılmak maksadıyla, hikmetin ve hükümdarlığın timsallerinden olan Aristo ve İskender söz konusu edilir. Hikmetli birçok fıkrada ikisi arasında geçen muhaverelere tesadüf etmek mümkündür. Bu muhaverelerde dikkati çeken hususlardan birisi özelli ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Dönemeç</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2306&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Yürüyordu. Yol olabildiğince sisliydi ve bulutlar gürültüden dem vuruyordu. Kalb tenhada kendisiyle buluşmayı başaramamıştı. Rüyasına bir parça nefes girmese, idare edemeyecek ve bir başına kalacağına hükmedecekti. Neyse ki, her gün ayrı bir aşk; her aşk ayrı bir hüzün kapısı oluyordu. Dahası, girdiği bu koridorlarda ne kadar yol alabileceğini bilmesi imkânsızdı. Bir karalama olarak düşündüğü gençliğin, aslında altın harflerle yazılması gerektiğini ne zaman idrak edeceğini kestiremiyordu. Hâline her baktığında bir nedâmet bin nedâmete dönüşüveriyordu. Ne var ki, Rabbinin emirlerinin birer pusu ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Tahassür</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2307&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Muhabbet diyârı ıssız ve sessiz;
Köşkleri, bağları kalmış kimsesiz.
Sükûtu tırmalar baykuş sesleri;
Güller gazel olmuş, bülbüller dilsiz.

Eskiden bu yurda uğrardı bahar;
Sağnak bir mûsikî dinlerdi diyar;
Dağlar bulutlardan yağmur sağardı;
Kaynardı pınarlar; çağlardı sular.

Bugün o mâzîyi hasretle anar,
Çağları emzirmiş şu ulu çınar.
Yıllar var, bir Fâtiha için kabristan,
Her akşam firkatin hüznüne kanar.

Taş taş tükenirken şu kadîm duvar,
Tek bir ümit için bin evham savar.
 ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Yedi Günde Devr-i Balkan</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2308&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Balkanlar, Osmanlı coğrafyasının belki de en önemli kısmını oluşturmaktaydı. Osmanlı'nın ilk fethettiği yerlerden olan Rumeli, tarihimizde çok mühim bir mevkie sahiptir. Türkiye'de yaşayan halkın dörtte birinin Balkanlarla ailevî bağlantısının olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Millet olarak muhayyilemizde derin tesirler bırakan ve 20. yüzyılın başlarına kadar hâkimiyetimiz altında kalan Balkan coğrafyasında atalarımızın geçtiği ve yaşadığı yerleri bizzat görme gâyesiyle bir grup öğrenci ve akademisyenle Haziran 2006'da gerçekleştirdiğimiz gezi, hepimizi geçmişe alıp götürdü. ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Gazel &#8211; Taşlıcalı Yahya Bey</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2309&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa
Kâşki sevdüğümi sevse kamu halk-ı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa
Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür
Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa
Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez bu kadar
Bir gedâ cümle cihân mülkine sultân olsa
Cân atar karşu çıkar izzet eder ey Yahyâ
Hançer-i dilber ile bir çıkışur cân olsa ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Terkîb-i Bend - Ziya Paşa</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2310&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Her şahsı harîm-i Hakk'a mahrem mi sanursun 
Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanursın

Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın 
Âdem görünen harları âdem mi sanursın

Çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar 
Handân görünen herkesi hurrem mi sanursın

Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî
Her merhemi her yareye merhem mi sanursın

Kibre ne sebeb yoksa vezîrim deyü gerçek 
Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanursın

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ 
Dünyâ sana mahsûs u müsellem m ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Tanpınar'ın Penceresinden </title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2311&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Ahmet Hamdi Tanpınar, tarihimizin çok önemli bir döneminde dünyaya gelmiş; hayatı boyunca bu zor ve önemli dönemecin üzerine yazmış, düşünmüş, farklı bakış açıları ortaya koymuş, önemli bir isimdir. Hocası Yahya Kemal'in İstanbul okumalarıyla İstanbul'u okumuş, onun kavramlarından ilham alarak hayata bakmış bir tarihseverdir. Pek çok vasfının içerisinde en önemlisi, onun bir İstanbul şâiri olmasıdır. İstanbul'un sadece 'bugününü' yaşayan, bundan elli yıl öncesinin dahi atmosferinden bihaber, tarihin büyülü koridorlarına gir(e)meyen bir topluma farklı bakış açıları kazandırmış ve bir İstanbul s ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Benden Çok Uzakta</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2312&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Bırak bir su gibi nahifçe aksın
Islak seccadeye değsin yüreğin
Zifirden geceye bir çerağ yaksın
Yankısını bulsun yorgun dileğin
Yitik bir sevdadan aşkı kurtarsın
İmbiğinde varlığın, yoğrulsun tenin
Sıyrılsın bedenin ruhunu sarsın
Ben&#8217;den çok uzakta açsın gülşenin ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Bir Erzurum Şâiri Ketencizâde Mehmet Rüştü Efendi</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2313&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Hak tecellî eyleyince her işi âsân eder
Halk eder esbâbını  bir lâhzada ihsân eder

Erzurum'un yetiştirdiği değerlerden Ketencizâde Hacı Hâfız Mehmet Rüştü Efendi, 1834 yılında Erzurum'da doğdu. Babası keten bezi ticaretiyle geçinen Rizeli Bekir Efendi'dir. Bu yüzden Mehmet Rüştü Efendi, Ketencizâde adıyla anılmıştır. Haramdan son derece çekinen, gönül ehli, hazırcevap, hoşsohbet, âlim, hatip ve şâirliğiyle şöhret bulan bu kâmil insan, mutasavvıf ve mütefekkirliğinin yanı sıra hafız ve hattattır. Öğrenimini Erzurum medreselerinde yapmış, icâzetnamesini burada almı ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Gül Feryat Eder</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2314&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Yüreğimi dalgalara yüklesem,
Deniz sâkinleşir, göl feryat eder
Hasretimi bir rüzgâra saklasam,
Bülbül boyun büker, gül feryat eder.
Âhımın âhengi üflerse köze,
Alev alev ateş düşer her söze,
Dert kervanım selâm verse bir saza,
Tezene uslanır, tel feryat eder.
Sevdadır mihmânı, aşktır sultanı,
Her yanı muhabbet, sevgi her yanı,
Bir kez açılırsa gönül kovanı,
Arı hayran olur, bal feryat eder.
Gökkuşağı kuşatınca gökleri,
Sanırsın her yürek bir bayram yeri,
Açınca dört mevsim can çiçekleri,
Ya ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Azmin Beyaz Gülü</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2315&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Azim ve inanç bir gül gibi açmıştı aylardır okul için uğraşan fedakâr insanların yüzünde. Hem de öyle güzel açmıştı ki, bütün yorgunluklarını alıp gitmiş, ümitle parlayan yüzleri geceyi bir güneş gibi aydınlatmıştı.

Afrika'ya bir ışık olacak yeni bir okul açılacaktı. Bir yandan öğrenci kaydı için uğraşılıyor, bir yandan okul binasının eğitim yılına yetiştirilmesi için çalışmalar devam ediyor ama okulun açılması iyice gecikiyordu. Okulun işlerin yapacak müteahhit, ülkede tırmanan gerginliği de bahane edip işleri iyice bırakmıştı. Sadece tâdilat yapılması gereken bina, bi ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Sükût Düşler</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2316&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Yeşil gözlerimdendir bu ağır uyku
Gecelerim karanlık, yollarım sisli
Buruk bir tebessümde zamanın çarkı
Suskun hatıralarım... Ah ne çok hisli
Yıldızlarım saklambaç oynuyor benle
Serilmiş yatak gibi gökte bulutlar
Sana aşkı anlatan ruhumu dinle
Çelik çomak peşinde koşmaz umutlar
Asırlık uykusundan uyanır mehtap
Avuçlara yıldızlar dökülür gökten
Yeni bir masal başlar kaybolur serap
Bahçemde çiçek açar, sevdam yürekten
Uzar gider yollarım bitmeyen sihir
Bin sükût düşer beni saran hayâle
Ümitle tükett ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Dünyevîleşme Girdabı</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2317&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Dünyanın yanağına tutkulu öpücükler kondurdukça içindeki arzu ateşi harâretini azaltacak sanıyordun. Oysa dünyaya her yüz verişin, dâvetkâr bahçesine her koşuşun, içindeki heves alevlerini daha da azdırdı. Bunu önceleri biraz biraz sezmeye, sonra da yakıcı bir gerçek hâlinde hissetmeye başladığında yol ayrımındaydın. Ya tamamen boyun eğecektin arzuna, ya da önüne baraj kurulmuş bir ırmak gibi onu kontrol altına alacak ve bu ırmaktan iç topraklarına bilincinin mârifetiyle gerektiği kadar su verecektin. Sen hangi yolu tuttun? 

Yıllar boyu bu iki tercih arasında gidip geldin, gidip ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>İslâmî Türk Edebiyatı'nda Şathiyyeler</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2318&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Günümüzde birçok değerimiz gibi tasavvûfî edebiyatımızın en önemli türlerinde onlan şathiyyeler de kötü emellere âlet edilmekte ve hiçbir tasavvûfî terbiyesi olmayan insanlar şathiyyeleri tâmmâtlar gibi yansıtmaya çalışmaktadır. Gazâlî'nin bu husustaki tespitinden hareketle batınî görüşe sahip olan insanlardan bu yana bu hususu kullanmak isteyenlerin olduğu/olacağı rahatlıkla söylenebilir. 

Arapça bir kelime olan "şath" kelimesinin aslı "şataha"dır. Sarsılma, titreme, hareket etme, yürüme, gevezelik etme, köpürme anlamlarına gelmektedir. 

Dudaklarda tebes ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Hüsn ü Aşk</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2319&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Mutlak güzellikten süzülen renklerle
Varlık balına gülden işâret gibisin
Ruhlara derinden dökülen âhenklerle
Gönülleri dolduran bir âyet gibisin
Leylâ&#8217;yı leylakla bir görüp Mevlâ için
Kâinatta yürüyen ibâdet gibisin
Sonsuzluk yurduna yol açan sevda için
Dilden dile ulaşan şikâyet gibisin
Kalb diyarına erdiren en güzel sözle
Hüsn ü aşk destanından rivâyet gibisin ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Türk Kültüründe Destan Kavramı Ve Hz. Ali Cenknâmeleleri</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2320&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Türkçeye Farsçadan geçen destan sözcüğü, kelime anlamına uygun olarak dilimizde birbirinden farklı türler için kullanılmıştır. Kelime, milletimiz İslâmiyet'le müşerref olduktan sonra dilimizde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Destan kelimesine sözlüklerimizde verilen anlam ve bu kelimenin kullanım alanları ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda şu tespitler elde edilmiştir: "Dastân" veya "destan" sözü Farsçada "efsâne, mesel ve hikâyet-i güzeştegân" mânâsındadır." 1" Destan; hikâye, kıssa",2"Dâstân; destan, epope, hikâye, masal, şöhret, ün"3 ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Sonsuza Değin</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2321&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Gam yükü bahçeler kor ateş sevda
Dalda kan kırmızı hüzün çiçeğin
Kızıl kıyâmetler ayda izmihlâl
Islanmaz geceler sonsuza değin
Firârî bir visal yankısız ferda
Hücre can çekişir ah&#8217;lar yüreğin
Bir hicran ateşi acı bir melâl
Geceler yas tutar sonsuza değin
Karanlık sağılır âsi rüzgârda
Ebrulî ipekten hayâl bildiğin
Yitik bir sevdadan miras arzuhâl
Ruhunu avutur sonsuza değin ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Gurbetteki Şeyhülislâm: Mustafa Sabri Efendi (1869&#8211;1954)</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2322&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Bediüzzaman Said Nursî'nin Tarihçe-i Hayat'ı için kaleme aldığı Mukaddime'de Ali Ulvi Kurucu şöyle diyor: "Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: İslâm bugün öyle mücâhitler ister ki, dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak..." 

Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hâllerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım. Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman'ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca anl ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Titrek Hatıralar</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2323&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

babaanneme

ellerindi, deniz değil, dalgalanan rüzgârda
sesi kesiyordu, göğü bölüyordu
konuşuyordu, susarak gözlerin
gemiler kalkıyordu ruhumun limanlarından
göğsümde çırpınıyordu mirasın: kanadı kırık kuş
çığlık kesiliyordu dudaklarımda, içimi kemiren yalnızlık
samanyolu akıyordu zaman akıyordu
elimde meşe dalından oyuncaklar
bir ağıt büyüyordu yüreğimde sensiz
sessizdi artık damarlarımda coşan ırmaklar
bütün hayâl coğrafyam hüzne bulanıyordu
bahara uğrardı yolum, çiğdemler sarı
yaban gü ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Ölüm Düşleri</title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2324&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Ölüm, giden için sükûnet;
Kalan içinse düşle geçen özlem günleri.
Ölülerle ancak rüyâlarda buluşabiliyoruz.

Bir: Dünya Tadı Günü
Atölyeye gideceğim. Atölyeye giderken artık biraz daha dikkatli giyinmek zorunda hissediyorum kendimi. Aslında aykırı durmaya alışmıştım epey zamandan beri. Bazen sıradanlaşmak istiyorum galiba. Sıradanlaşmak için ne mi yapıyorum? Kıyafetlerimde canlı renkleri daha çok tercih ediyorum. Abartılı küpeler takıyorum meselâ... Herkes gibi... Abartılı küpe taktığımda kolyemin sade olmasına özen gösteriyorum. Kolyem de aba ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item> <item>


<title>Aslı Sancar: </title>		
    
<link>http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?konu_id=2325&amp;yagmur=bolum2&amp;sid=43</link>  
        
<image></image>
<description>
  
             
<![CDATA[ 

Her yıl Amerika'da Benjamin Franklin onuruna tertip edilen ve yılın en iyi eserlerine verilen Benjamin Franklin Ödülleri, geçtiğimiz yıl Los Angeles'ta Wilshire Grand Hotel'de yapılan bir törenle sahiplerini buldu. Bu ödüllerden birisinin sahibi, Light Publishing tarafından neşredilen "Ottoman Woman: Myth and Reality", isimli kitap oldu. Tarih/Politika kategorisinde birinciliğe lâyık görülen bu eser, kapak ve tasarım yönüyle de finalist oldu. Biz de bu sayımızda yakın zamanda Türkçe olarak da yayımlanacak olan "Osmanlı'da Kadın" kitabının yazarı Aslı Sancar Hanımefendi ile aldığı ödül ve kitab ...

  ]]> 
 

</description>


        <pubDate></pubDate>
  </item></channel>
</rss>